• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

ERSAĞ  ORGANİZASYON

 

NOT
BU SİTE ERSAĞ RESMİ WEB SİTESİ DEĞİLDİR. YÜCEL KİBAR'A AİT  TANITIM SİTESİDİR.  ERSAĞ RESMİ WEB SİTESİ www.ersag.com.tr
FACEBOOK SAYFAMIZ
ERSAĞ SİPARİŞ VERME

Ersağ sipariş vermek

ERSAĞ SİPARİŞ YARDIM

Ersağ sipariş yardım, ersağ sipariş vermek

DETERJANLARIN ZARARLI ETKİLERİ NEDİR VE GİDERİLME YÖNTEMLERİ

Deterjanların zararlı etkileri ve giderilme yöntemleri :

a-) Deterjanların toplumda en yaygın olarak rastlanan negatif etkisi, allerjik bünyeli kişilerde rastlanan deri hastalıklarıdır. Daha çok deterjanla doğrudan temas halinde olan cilt bölgelerinde, kişilerin hassasiyet derecesine göre değişen şiddette kızarıklık, kaşınma, yanma hissi gibi etkiler meydana gelebilmektedir. Ancak bu beklenen bir husus olup, nihayet deterjan denen temizleyici madde derinin yağını alması yönünden deriyi zayıflattığından böyle alerjik bir durum meydana gelebilmektedir.

 
Bu etkiler kişinin deterjan ile teması kesmesinden bir süre sonra kendiliğinden yok olmaktadır. Deterjan allerjisine hassas olan kişinin
yıkama sırasında eldiven kullanması, çoğu kez cildin etkilenmesini önlemeye yeterli olmaktadır.

Üretici tarafından alınabilecek önlemler ise :

-Uygun hammaddelerin seçimi
-Doğru teknolojinin uygulanması
-Ürünün piyasaya verilmesinden önce bu konuda uzmanlaşmış kurumlarda test edilmesi olarak özetlenebilir. Ancak tüm bu tedbirler
alınmış olsa dahi çok hassas bazı kişilerde alerji reaksiyonları görülmesi muhtemeldir.

b-) Basın ve bazı kuruluşların yayınlarında zaman zaman deterjanların vahim hastalıklara sebep olduğu, tabaklarda ve bardaklarda kalabilecek zerrelerin sağlık için önemli zararlar verebileceği yazılmakta ve söylenmektedir.

c-) Çevre kirliliği yönünden deterjanlarda başlıca iki maddenin etkisinden söz etmek yerinde olacaktır.

Aktif madde kirliliği nedir ?

Bu tür kirlilik aktif maddelerin yıkama sularıyla karışıp seyrelmesinden sonra, doğal etkilere direnç göstererek parçalanmadan yapısını muhafaza etmesi nedeniyle oluşur. Deterjan yapısı muhafaza edildiği sürece etkileri de devam edeceğinden iki önemli mahzur oluşmaktadır. Birincisi, suların durgun bölümlerinde sabit köpük oluşumuna yol açtıkları için estetik yönden arzu edilmeyen bir görünüm yansıtmalarıdır. Aynı sebep yüzünden deterjan içeren suların pompalanması, stoklanması ve kullanılması köpüklenme nedeniyle güç ve bazen imkansız hale gelir.

İkinci önemli mahsur ise deterjanın suyun gerilimini etkilemesi neticesinde çözünmüş oksijen miktarını azaltmasıdır. Bu ise suda yaşayan canlılar ve doğal suların kendi kendini arıtması açısından önemli bir negatif etkidir.

Bu tip kirliliğin giderilmesi için en uygun çözüm deterjan aktif maddesi olarak biyolojik olarak parçalanabilen maddeler (düz zincirli alkil benzen sülfonatlar) kullanılmasıdır. Türkiye'de üretilen deterjanların aktif maddeleri en az %50 oranında parçalanabilir olmalıdır.

Bu rakamın %100'e getirilmesi gerekir.

Fosfat kirliliği :

Toz deterjanların temel maddelerinden birisi olan Sodyum polifosfatlar atık sularda yoğun olarak bulundukları zaman ortamda bulunması muhtemel azot bileşiklerinin de yardımı ile gübre etkisi göstermektedir. Bu ise, göllerde ve akıntısı olmayan deniz sularında bitkisel hayatı sağlıksız bir şekilde körükleyerek alg ve yosunların büyük boyutlarda artmasına sebep olmaktadır.
Ötröfikasyon olarak isimlendirilen bu olay, daha ziyade İsviçre, İtalya, Finlandiya, İsveç, Hollanda gibi göl ve durgun suların önemli

ölçüde yer aldıkları ve yerleşme merkezlerinin artıklarından etkilendikleri ülkelerde ciddi bir sorun halindedir.

Yapılan incelemeler, ötröfikasyon sebebi olarak deterjanlardaki fosfatın, diğer fosfat kaynaklarına göre İtalya için (1981 yılı için kişi başına toz deterjan tüketimi 7 kg/yıl) %20 olduğunu en önemli fosfat miktarlarının ise %53 ile insan ve hayvan menşeli atıklardan geldiğini daha sonra %22 ile tarımda kullanılan gübrelerin katkısı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle deterjanlarda fosfat miktarının kısıtlanması ile ötröfikasyon probleminin önlenemeceği, soruna daha köklü tedbirler aramak gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu köklü tedbirler ise şehir atıksularının tüm fosfatlarından arındırılması için kanalizasyon arıtma sistemlerinde fosfat arıtma işleminin ilave edilmesi ile mümkündür.

Su ortamında alglerin ve diğer bitkilerin büyümesi, sudaki inorganik element konsantrasyonlarında değişiklik meydana getirir. Bilhassa yaz aylarında güneş ışınlarının kuvvetli olduğu zamanlardaki fotosentez olayı sudaki karbondioksit konsantrasyonunun azalmasına sebep olur ve pH artar. Bu pH değişikliği ile birlikte kalsiyum karbonat çökelmesi olur. Geceleri ise fotosentez durup solunum devam ettiğinden karbondioksit konsantrasyonu artar ve pH düşer. Arıtmaya alınan sudaki bu pH değişiklikleri pıhtılaşma ve yumaklaşma verimini olumsuz yönde etkiler.
Algler kum filtrelerindeki tıkanmalara sebep olabilir. Tesirli bir pıhtılaştırma ve çökeltme alglerin % 90 - 95 'ini gidermekle birlikte kalan miktar filtrelerde yük kayıplarına sebep olabilir. Filtrenin geri yıkama sıklığı dolayısıyla geri yıkım masrafları da artar. Bunu önlemek gerektiğinde ise pıhtılaştırma ve yumaklaştırmanın işletme giderleri artacaktır.
Alg büyümesi ve daha sonra ölmesi sonucu ortamdaki organik madde konsantrasyonu artacağından suyun klor ihtiyacı da artacaktır.

Bazen de rezervuarlarda alg kontrolü için klorlamaya ihtiyaç hissedilir.
Suda çok miktarda alg bulunması, güneş ışınlarının ısı enerjisine çevrilmesi sonucu suyun sıcaklığını da arttırır. Üniform kalitede arıtılmış su için arıtma tesisine giren su sıcaklığındaki değişiklikler az olmalıdır. Algler aynı zamanda korozyona da sebep olmaktadır.
1970 yıllarında kullanılan deterjanlar sebebiyle suya karışarak ötröfikasyonu hızlandıran fosforun kontrol çalışmalarına başlanmıştır. Bu hususta üç genel yaklaşım ele alınmıştır :
Birincisi, yeni dolgu maddelerinin geliştirilmesidir. Yapılan çalışmalar sonunda nitrilo triasetik asidin (NTA) uygun çözüm olacağı görüşü ortaya çıkmıştır. Fakat daha sonra NTA'nın ağır metal iyonları ile meydana getirdiği komplekslerin kuşlarda meydana getirdiği zararlı tesirler gözlenince NTA'nın deterjan dolgu maddesi olarak kullanılmasından vazgeçilmiştir.

İkincisi, deterjanlarda kullanılan fosfat miktarının sınırlandırılmasıdır. Bu durumda daha önce bilinen ve daha az tesirli olan dolgu maddelerinin kullanılması söz konusudur. Bunlar karbonatlar, silikatlar, sitratlar ve borotlardır. Tripoli fosforik asitten daha zayıf asitlerden türüyen bu dolgu maddeleri sodyum tuzları, suda hidroliz olduğundan daha bazik çözelti meydana getirmektedir. Bu ise deterjanları bilhassa çocuklar için tehlikeli hale getirmektedir.
Üçüncü ise fosfatın arıtma tesislerinde giderilmesidir. Bu ise geliştirilmiş 2. kademe veya 3. kademe arıtmayı gerektirmektedir.
Bunların içerisinde en uygun 2. kademe ve 3. yaklaşımların kombinasyonu gibi görülmektedir.

Çamaşır yıkarken, suları kirletiyoruz

 Titiz hanımların dikkatine bir haber sunuyoruz. Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi araştırmacısı radyoekolog Dr. Sayhan Topçuoğlu: Çamaşırı temizlerken suları kirlettik. Deterjanlarda kullanılan fosfatlar, Marmara ve Karadeniz kıyıları ile göllerde

yosunlaşmayı artırdı. Türkiye`de üretilen deterjanlardaki tripolifosfat oranı yüzde 15-30 arasında. Avrupa`da ise bu oran yüzde 1-5.

Şimdi gözler deterjan üreticilerinde.

Organizmalar üzerindeki toksik etkisinin yanı sıra, deterjan kompozisyonlarında olan fosfatın suda bulunan mikro ve makroalglerin (yosun) anormal olarak büyüme ve çoğalmasına yol açtığı, bunun da suları ve canlı hayatı tehdit ettiği bildirildi.

Küçükçekmece Gölü`nde yaptıkları araştırmalarda, göl suyuna karışan deterjanların kanal ağızlarında konsantrasyonunun litre başına 3 mg/dan fazla olması durumunda, gölde yaşayan balık, yumurta ve larvalarının yarısının 12 gün içinde öldükleri belirlendi.

Küçükçekmece Gölü`nü besleyen Kanarya Deresi ağzında zaman zaman deterjan konsantrasyonunun 5,5 mg`a kadar yükseldiği, bunun göldeki canlı hayat üzerinde çok olumsuz etki yaptığı vurgulandı.

Deterjanların, toksik etkisinin yanı sıra muhtevasında bulunan fosfatların da su ve sudaki canlı hayatı olumsuz etkilediği , sulardaki aşırı yosunlaşmanın nedeninin deterjan olduğu belirlendi. " Deterjan fosfatları, dereler, göller, Marmara ve Karadeniz`deki kıyılarda yosunlaşmayı artırdı."

" Yosunlardaki anormal çoğalmayı önlemenin tek yolu, fosfatsız deterjan üretimine geçmektir." deterjanda yapı maddesi olarak bilinen ve temizleme etkisini artıran "tripolifosfat"ın birçok ülkede 1973 yılından bu yana tamamen yasaklanmış ya da çok düşük oranlarda tutulmaktadır. "Bizim deterjanlarımızdaki tripolifosfat oranı yüzde 15-30 civarındayken, Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 1-5`e düşürülmüştür.

Yorumlar:

Fatma Şahin  21/01/2012

ÖZELLİKLE ÇOCUĞU OLAN AİLELELR DİKKAT !!!!!!

KÜÇÜK YAŞTA KİMYASAL DETRJANLARA MAĞUZ KALAN ÇOCUKLAR İLERİDE CİDDİ

RAHATSIZLIKLA KARŞI KARŞIYA KALIYORLAR.

SEDEF, EGZAMA, MANTAR, ASTIM, NEFES DARLIĞI , KISIRLIK ,BRONŞİT,KANSER..VE DAHA BİRÇOK SAYILABİLİR.

 


 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
4677 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÜCRETSİZ ÜYE OL

 Ersağ iş başvurusu ve üyelik üye ol

SİZİN SORULARINIZ

SİZ SORUN

BİZ SÖYLEYELİM

TIKLA ÖĞREN..

SIK SORULANLAR

ERSAĞ SIK SORULAN SORULAR

Site Haritası